9 Temmuz 2013 Salı

Yeter artık çok sıktınız



Her yılın oruç ayı geldiğinde, televizyonlara çıkıp;

İftarda şunu yiyin

Sahurda bunları yapın,

Şu yerseniz açlık hissetmezsiniz,

Migreni olan şunu yemeli,

Tansiyonu olanlar güneşte sokağa çıkmasın,

Daha bilmem neler neler yapın diyerek kendilerine diyetisyen hatta doktor etiketleri yapıştıran zatlar bunlardan sıkılmadınız mı? 

Hatta bunları oruç ayı boyunca televizyonlarda bangır bangır haber yapmak için birbirleriyke yarışan kanallar peki sizler sıkılmadınız mı?

Bunları söylemek için diyetisyen veya doktor olmaya gerek yok. Hele hele bakın bunları sizlere hatırlatıyorum bu kıyağımı unutmayın der gibi ukalalık yapmak için televizyoncu olmaya hiç gerek yok.

Yeter artık gerçekten çok sıktınız.

3 Mayıs 2013 Cuma

Solcu "Dili"


Geçen günlerde Tarafsız Bölge programını seyrediyordum, son günlerin barış süreci ve bunun propagandasını yapan akil adamları konuşuyorlardı. Katılanların hepsi de akil adam veya kadındı. 

Karşılarında da iki tane akil olmayan kişi vardı bir nevi aşık atışması gibi söz de diyalog biçiminde ama aslında monolog olarak birbirleriyle laf yarıştırıyorlardı ama hiç biri de birbirlerini dinlemiyordu.

Burada barış sürecini ve akil adamların ve kadınların tartışmasını da yapmayacağım. Sadece ne kadar boş konuştuklarının akil veya akil olmayan bireylerin aslında ne kadar bilgisiz olduğunu fark ettiğimi bir akil adamın kendi dilinden belirtmek istiyorum.

Bir katılımcı “Bu ülkede sadece Kürtler değil solcularda çok acı çekti ve öldürüldü” diye bir cümle kurdu. Kurulan cümlede bir abeslik yok, doğruya doğru bu ülke de kendisine solcuyum diyen ve o inanışın doğrultusunda bir şeyler yapmaya kalkışan herkes mutlaka işkenceden geçirildi, hapishaneye atıldı hatta hayatlarını kaybettiler.

Sırf karşı çıkmak için Kürt kökenli bir akil adam ise çok kızgın bir şekilde “ Ama onların dili yasaklanmadı buna ne diyeceksiniz” dedi.

Şok oldum bu kişi aynı zamanda araştırmacı-yazar olarak da kendini tanıtıyor aynı zamanda bazı gazetelerde günlük yazılarda yazıyordu. Son ünvanı da akil adamdı. 

Bu nasıl bir bilgi sahibi olmaktı. Bu nasıl doğru olan bir söyleme sırf karşı çıkmak için savunma refleksiydi. 

Her şeyden önce dünyada veya Türkiye’de solcu dili diye bir dil var mı? Solcu dili ne demek. Kendini marksist, sosyalist genel tanım olarak solcu olarak görenler her ırktan olabilir. Hangi ülkede yaşıyorlarsa o dili kullanırlar. Veya ana dili neyse o dili konuşurlar. Üstelik bu ülke de, kendini sosyalist olarak ifade eden insanların yüzde ellisi Kürt kökenli insanlardan oluşur. Bazıları etnik kökenini ön plana çıkartır, bazıları buna hiç değinmez.

DÜNYA SİYASİ LİTARÜTÜRÜNE YENİR BİR TEORİ KAZANDIRILDI SOLCU DİLİ PES DOĞRUSU HAKİKATEN PES 

9 Ocak 2013 Çarşamba


Bugün Cemal Süreya'nın 23. ölüm yıldönümü sevenleri için bir şiirini yayınlamak istedim. Bu vesile ile büyük şairi anmış da oluruz.



Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal Süreya

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hayvanlar Arası Dostluk



Son yıllarda hemen hemen her gün televizyonlarda ve yazılı basında bir köpek kediyi emzirdi, bir kedi köpek ile sarmaş dolaş oldu, bir köpek kuzuları emzirdi, kedi ile kuş arkadaş oldu gibi bir takım haberler moda oldu.

Ve bu tür hareketleri nedense hep hayvanların ne kadar güzel bir ilişki kurduğunu birbirlerine düşmanlığı bırakıp dost olabildiklerini ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

İnsanların hayvanlar kadar birbirlerine tahammül etmediklerini, hayvanlardan ders almaları gerektiğini söyleyip duruyorlar.

Tamam insan denen canlı varlık çok acayip bir yaratık ve git gide de daha bir zıvanadan çıkıp kendi hırsları için yapmadığı ve yapamayacağı şey de yok.

Ama şu da unutulmamalı ki, hayvanlarda son senelerde kendi kişiliklerinden sıyrılmaya başlayıp ne olduğu belli olmayan bir canlı türüne bürünmeye başladır.

İnsanoğlunun doğayı katletmesiyle doğanın dengesi bozuldu ve doğanın dengesini sağlayan hayvanlarda bu bozulmadan etkilenip ne yazık ki, kendi türlerine yakışmayan davranışlarda bulunmaya başladılar. Gerçi hep gayet barışçıl davranışlar göstermeye başladılar ama görünürde iyi bir şeymiş gibi gözükse de uzun vadede bunun iyi bir şey olmadığı ortaya çıkacaktır.

Her canlı kendi biyolojik yapısına göre hareket etmelidir. Yok öyle bir köpek kuzuyu emzirdi, bir kedi kuşu sevdi deyip de aaaa ne güzel insanoğlu bundan ders çıkarsın demek.

İnsan denen canlı türünü bir kenara koyun, o canlı türü ipini koparıp aldı başını gidiyor. Nereye gittiğini kendi de bilmiyor. Onun içinde koy verin gitsin. Bir gün gelir kendini hırslarının götürdüğü yere değil de yüreğinin götürmek istediği yere gider.

Kısacası hayvanlar arasındaki bu dostluk ilişkisinin sorumlusu hayvanlar değil, ne yazık ki onun da sorumlusu doğayı katleden ve doğanın dengesinin bozulmasından etkilenip hayvanları da genetik yapısından çıkaran İNSAN dır.

Köpek köpekliğini, kedi kediliğini, kuş kuşluğunu, kuzu kuzuluğunu, akrep akrepliğini yapacak. Yoksa yaşamın tadımı kalır.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Gözyaşlarım Kan



Benim şelalerimden kum akar
Gözyaşlarım kan
Sigaramın dumanı su gibi uçar
Bana geleceksen
Bunları bil de gel

Yaktığım ateş asfaltın zifti gibi kokar
Bedenimin teni okyanus
Avuçlarım sabana benzer
Beni seveceksen
Bunları bil de sev

Benim gülmem
Yeni doğmuş bir çocuğun ağlamasına
Ağlamam kuş kanadının çıkardığı sese
Dokunuşum fırtınanın savrulmasına benzer
Bana bakacaksan
Bunları bil de bak

Bana gel
Beni sev
Bana bak
Demiyorum sana
Ama çekip gideceksen eğer
Temmuz ayında git

19 Kasım 2011 Cumartesi

Deneklik (Kobaylık)


Üç gündür gazetelerde ve televizyonlarda sağlık sektöründe yeni ilaçların denenmesi için kullanılan insanların haberlerini yapıyorlar. Neymiş efendim 4 yılda 893 kişi ölmüş, bu bir skandalmış.

Sanki ilk defa duymuş gibi herkes bir birlerine aaaaa bizim ülkemizde de oluyormuş bunlar gibi samimiyetsizce şaşırmalar çok garibime gidiyor.

Sokaktaki insanların çoğunluğu belki bilmez ama bu şaşırma mimiklerini habercilerde yapmıyor mu, işte bu çok komik oluyor.

Bu konu ilk defa Uğur Dündarın ARENA programında çıkmıştı. Bunun tarihide en az bir yirmi yılı buluyordur. Bunun tabi ki öncesi de vardır, yani öyle şimdi ortaya çıkmış bir konu değil.
Deneklik (Kobaylık)


Ne yani şimdi bir yabancı gazeteci böyle bir istatistik yayınlamasaydı, Türkiye de böylesi bir olaydan kimsenin özellikle de devlet yetkililerinin haberi olmayacakmıydı.

Bugün insanların biraz daha fazla dikkatini çekmesi, son yıllardaki ülkemizde ki, yoksulluğun ve çaresizliğin her geçen gün daha fazla artmasından da kaynaklanmaktadır. 

İnsanlar artık işsizlikten dolayı evine götüremedikleri ekmeklerini, böylesi bir yoldan çıkarmaya başlamış olabilirler. Tabi birde buna kolay para kazanmayı da eklediğimiz zaman insanlar kendi bedenlerini sonradan yakalanacakları hastalıklara aldırış etmeden kobaylığa (denekliğe) kendi istekleri ile sunuyorlar.

Üstelik bunun hiçbir illegal tarafı da yok. Her şey legal. Denekler işleri bittikten sonra makbuz karşılığı paralarını bankadan alıyorlar. Ve bu kobaylığı ülkenin en iyi hastaneleri yapıyorlar. Özelliklede üniversite hastaneleri.

Sağlık bakanlığı bile yapmış olduğu açıklamasında insanlar kendi istekleri ile kendilerini kobay olarak kullandırdıkları için yapabilecekleri bir şeyin olmadığını açıkladılar. 

Uzun lafın kısası “Alan razı satan razı” diye bir atasözümüz var. (Atasözümü yoksa değil mi ondan da emin değilim) eee devlet olarak da yapılabilecek bir şey yok. İnceldiği yerden kopsun demekten başka bir şey yok.

Yalnız birde kendi hastalıklarının üzerinde daha piyasaya çıkmamış ilaçları hiç para almadan bedenlerine kullanılmasına izin veren hastalar var. Bunları kobaylık yapan kişiler ile karıştırmamak lazım. 

Mesela dünyaca ünlü fizikçimiz Erdal İnönü gibi. Bunun gibi kim bilir daha nice hastalar vardır.

18 Mart 2011 Cuma

Kendi Gibi Düşünmeyeni Aşağılamak Ve İmha Etme Planı

Ülkemiz hariç diğer tüm ülkelerde hristiyan ve müslüman dinlerine mensup olan insanlar bir takım sudan sebeplerle din savaşlarına girerler. Bizim ülkemizin hemen hemen tamamına yakını müslüman olduğundan böylesi bir çatışma yaşanmamıştır ama bazı rahipler ve hristiyan olanlar sonu ölümlere varan eylemlere maruz kalmışlardır.

Dünyada bir dine inananlar veya bir dine inanmayanlar diye bir çatışma çıkmamıştır. En azından ben hatırlamıyorum. Şimdiye kadar hep müslüman ve hristiyanlar arasında veya katolikler ile protestonlar arasında çok şiddetli çatışmalar çıkmış ve çok sayıda insanın ölümlerine neden olmuştur.

Dünyada bir çok şeyi ilk yaşayanlardan biri olan ülkemiz öyle görünüyor ki, bir ilki daha yaşamaya hazırlanıyor. Hazırlanıyor çünkü bir dine inananlar ve inanmayanlar arasında bir çatışma çıkmasına yönelik zemin hazırlanmaya çalışılıyor.

Ülkemiz sınırları içinde aslında ateist olan insan sayısı yok denecek kadar azdır. Ama ne yazık ki, başını örtmeyen, namaz kılmayan, oruç tutmayan, camiye gitmeyen, kurban kesmeyen insanlara hiçbir dine inanmıyor muamelesi yapılıyor. Bu yüzdendir ki, büyük çoğunluğunu sünni mezhebine mensup insanların oluşturduğu insanlar ile diğer mezhebe bağlı insanlar arasında bir çatışma yaşandığı zaman sünniler hariç tüm mezheplere dinsiz muamelesi yapılacağından dolayı dine inananlar ve dine inanmayanlar diye bir çatışmanın içine girilecek.

Ülkemizin şu an içinde bulunan siyasi ortamından da faydalanmak isteyen bazı kesimler, bilim insanı ve din adamı payesi adı altında bir takım insanlara olur olmaz yerde kışkırtıcı bir takım cümleleri söyletip adeta bir çatışma çıksa da hepimiz rahatlasak anlayışı altında ellerini ovuşturuyorlar.



Üç yıl önce ünvanının “doçent” olduğu bir kişinin “Bütün alevi kadınlar orospudur” gibi rezilce bir anlayışının olması ve bunu bir derste öğrencilere söylemesi.

Yine 2011 seçimlerine hazırlık yapan bir ilçe de  bir partinin medya tanıtım sorumlusunun “ örtüsüz kadın satılık kadındır” gibi saçmalaması, bir mezhebin ve türban takmayan kadınlar üzerinden seçim propagandası yaparak, bir çatışmaya davet çıkarır gibi tavır takınmaları öyle görünüyor ki, kamplaşmanın da ötesinde bir cepheleşme yaratarak olası bir çatışmaya zemin hazırlamaktadır.

Hele birde “ünvanı” profesör olan biri “dekolte giyen kadınlara tecavüz edilir” gibi bir saçmalığı ortaya atması aslında kendi içindeki cinsel saplantılarını dışa vurduğunun farkında bile değildi.

Bu ülkede cinsel taciz ve tecavüz kadından daha çok çocuk denecek yaşlardaki 13-14 yaşlarında kız-erkek çocuklarına karşı yapılıyor. Şimdi sormak gerekiyor bu çocuklarda mı, dekolte elbise giyiyordu.

Hele hele 17 aylık bir bebeğe bile tecavüz edildi bu ülkede. Bunlar ne yazık ki, bizim ülkemiz için münferit olay falan değil. 1 yaşından 16-17 yaşlarında ki çocuklara cinsel taciz ve tecavüzler neredeyse geleneksel hal almaya başladı. Gelenekselleşmeye başladı diyorum çünkü, son yıllarda bu tür suçlara bakan mahkeme heyetleri de akıl almaz kararlar almaya başladı. 13 yaşında yaklaşık 25 kişi tarafından tecavüz edilen çocuğun ve çocukların ruhsal dengesi bozulmamıştır gibi anlamsız bir takdir hakkı kullanarak tecavüz eden sapıklara ceza indirimleri uygulamaya başladı. Bazılarını da beraat ettiren mahkeme üyeleri bile var. Adli Tıbbın vermiş olduğu rapora hiç değinmeyeceğim, çünkü son zamanlarda vermiş olduğu her on rapordan sekizinde skandallar yaşanmaya başladı.

Siyasi konjoktür öyle bir aşamaya geldi ki, sekiz yıl öncesine kadar Türkiye’de hiç kimse müslüman değilmiş ve herkes müslümanlığı sekiz yıl önce öğrenmeye başlamış ve dolayısıyla da yeni müslüman olmuş oluyor.

Bu yeni müslümanlık anlayışı öyle güzel empoze edildi ki, din ile ilgili hiçbir şey bilmeyenler adeta takım tutar gibi başını örtmeye başladı, oruç tutmayan insanlar oruç tutmaya başladı, kurban kesmeyenler kurban kesmeye başladı, camiye gitmeyenler en azından Cuma namazına gitmeye başladılar.

Bu yeni müslümanlığa ayak uydurmayıp eski yaşantısını devam ettirenlerde yeni müslümanlar tarafından dinsiz olarak adlandırılmaya başladılar.

İş artık öyle bir çığırından çıkmaya başladı ki, geldiğimiz noktada, bir mezhebe inanan kadınlara “orospu” ve başını örtmeyen kadınlara da “satılık kadın” “ dekolte giyene tecavüz edilir” deme cesaretini gösterme cüretine kadar geldi.

Bakalım bu gidişattan kim karlı çıkacak.