3 Aralık 2013 Salı

Aç tokun halinden anlar mı?



Hani hep derler ya tok açın halinden ne anlar diye. Peki ya aç tokun halinden ne anlar diye hiç soran yok. Yedikçe miğde de ki şişkinliğin, gazın, gazın vermiş olduğu kalp spazmına kadar giden sıkışıklığın vermiş olduğu acıyı ve ızdırabı bir aç anlayabilir mi? Hiç sanmıyorum. O ızdırap tıksırıncaya ve kusuncaya kadar sürer. Bir de kusmanın vermiş olduğu eziyet var. Onu hiç sormayın. 

Yok yok çekilecek dert değil şu tokluk. Karnın ne kadar boş olursa o kadar mutlusundur. Ne kadar tokluk o kadar bokluk bence. 

22 Ekim 2013 Salı

9 Temmuz 2013 Salı

Yeter artık çok sıktınız



Her yılın oruç ayı geldiğinde, televizyonlara çıkıp;

İftarda şunu yiyin

Sahurda bunları yapın,

Şu yerseniz açlık hissetmezsiniz,

Migreni olan şunu yemeli,

Tansiyonu olanlar güneşte sokağa çıkmasın,

Daha bilmem neler neler yapın diyerek kendilerine diyetisyen hatta doktor etiketleri yapıştıran zatlar bunlardan sıkılmadınız mı? 

Hatta bunları oruç ayı boyunca televizyonlarda bangır bangır haber yapmak için birbirleriyke yarışan kanallar peki sizler sıkılmadınız mı?

Bunları söylemek için diyetisyen veya doktor olmaya gerek yok. Hele hele bakın bunları sizlere hatırlatıyorum bu kıyağımı unutmayın der gibi ukalalık yapmak için televizyoncu olmaya hiç gerek yok.

Yeter artık gerçekten çok sıktınız.

3 Mayıs 2013 Cuma

Solcu "Dili"


Geçen günlerde Tarafsız Bölge programını seyrediyordum, son günlerin barış süreci ve bunun propagandasını yapan akil adamları konuşuyorlardı. Katılanların hepsi de akil adam veya kadındı. 

Karşılarında da iki tane akil olmayan kişi vardı bir nevi aşık atışması gibi söz de diyalog biçiminde ama aslında monolog olarak birbirleriyle laf yarıştırıyorlardı ama hiç biri de birbirlerini dinlemiyordu.

Burada barış sürecini ve akil adamların ve kadınların tartışmasını da yapmayacağım. Sadece ne kadar boş konuştuklarının akil veya akil olmayan bireylerin aslında ne kadar bilgisiz olduğunu fark ettiğimi bir akil adamın kendi dilinden belirtmek istiyorum.

Bir katılımcı “Bu ülkede sadece Kürtler değil solcularda çok acı çekti ve öldürüldü” diye bir cümle kurdu. Kurulan cümlede bir abeslik yok, doğruya doğru bu ülke de kendisine solcuyum diyen ve o inanışın doğrultusunda bir şeyler yapmaya kalkışan herkes mutlaka işkenceden geçirildi, hapishaneye atıldı hatta hayatlarını kaybettiler.

Sırf karşı çıkmak için Kürt kökenli bir akil adam ise çok kızgın bir şekilde “ Ama onların dili yasaklanmadı buna ne diyeceksiniz” dedi.

Şok oldum bu kişi aynı zamanda araştırmacı-yazar olarak da kendini tanıtıyor aynı zamanda bazı gazetelerde günlük yazılarda yazıyordu. Son ünvanı da akil adamdı. 

Bu nasıl bir bilgi sahibi olmaktı. Bu nasıl doğru olan bir söyleme sırf karşı çıkmak için savunma refleksiydi. 

Her şeyden önce dünyada veya Türkiye’de solcu dili diye bir dil var mı? Solcu dili ne demek. Kendini marksist, sosyalist genel tanım olarak solcu olarak görenler her ırktan olabilir. Hangi ülkede yaşıyorlarsa o dili kullanırlar. Veya ana dili neyse o dili konuşurlar. Üstelik bu ülke de, kendini sosyalist olarak ifade eden insanların yüzde ellisi Kürt kökenli insanlardan oluşur. Bazıları etnik kökenini ön plana çıkartır, bazıları buna hiç değinmez.

DÜNYA SİYASİ LİTARÜTÜRÜNE YENİR BİR TEORİ KAZANDIRILDI SOLCU DİLİ PES DOĞRUSU HAKİKATEN PES 

9 Ocak 2013 Çarşamba


Bugün Cemal Süreya'nın 23. ölüm yıldönümü sevenleri için bir şiirini yayınlamak istedim. Bu vesile ile büyük şairi anmış da oluruz.



Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal Süreya

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hayvanlar Arası Dostluk



Son yıllarda hemen hemen her gün televizyonlarda ve yazılı basında bir köpek kediyi emzirdi, bir kedi köpek ile sarmaş dolaş oldu, bir köpek kuzuları emzirdi, kedi ile kuş arkadaş oldu gibi bir takım haberler moda oldu.

Ve bu tür hareketleri nedense hep hayvanların ne kadar güzel bir ilişki kurduğunu birbirlerine düşmanlığı bırakıp dost olabildiklerini ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

İnsanların hayvanlar kadar birbirlerine tahammül etmediklerini, hayvanlardan ders almaları gerektiğini söyleyip duruyorlar.

Tamam insan denen canlı varlık çok acayip bir yaratık ve git gide de daha bir zıvanadan çıkıp kendi hırsları için yapmadığı ve yapamayacağı şey de yok.

Ama şu da unutulmamalı ki, hayvanlarda son senelerde kendi kişiliklerinden sıyrılmaya başlayıp ne olduğu belli olmayan bir canlı türüne bürünmeye başladır.

İnsanoğlunun doğayı katletmesiyle doğanın dengesi bozuldu ve doğanın dengesini sağlayan hayvanlarda bu bozulmadan etkilenip ne yazık ki, kendi türlerine yakışmayan davranışlarda bulunmaya başladılar. Gerçi hep gayet barışçıl davranışlar göstermeye başladılar ama görünürde iyi bir şeymiş gibi gözükse de uzun vadede bunun iyi bir şey olmadığı ortaya çıkacaktır.

Her canlı kendi biyolojik yapısına göre hareket etmelidir. Yok öyle bir köpek kuzuyu emzirdi, bir kedi kuşu sevdi deyip de aaaa ne güzel insanoğlu bundan ders çıkarsın demek.

İnsan denen canlı türünü bir kenara koyun, o canlı türü ipini koparıp aldı başını gidiyor. Nereye gittiğini kendi de bilmiyor. Onun içinde koy verin gitsin. Bir gün gelir kendini hırslarının götürdüğü yere değil de yüreğinin götürmek istediği yere gider.

Kısacası hayvanlar arasındaki bu dostluk ilişkisinin sorumlusu hayvanlar değil, ne yazık ki onun da sorumlusu doğayı katleden ve doğanın dengesinin bozulmasından etkilenip hayvanları da genetik yapısından çıkaran İNSAN dır.

Köpek köpekliğini, kedi kediliğini, kuş kuşluğunu, kuzu kuzuluğunu, akrep akrepliğini yapacak. Yoksa yaşamın tadımı kalır.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Gözyaşlarım Kan



Benim şelalerimden kum akar
Gözyaşlarım kan
Sigaramın dumanı su gibi uçar
Bana geleceksen
Bunları bil de gel

Yaktığım ateş asfaltın zifti gibi kokar
Bedenimin teni okyanus
Avuçlarım sabana benzer
Beni seveceksen
Bunları bil de sev

Benim gülmem
Yeni doğmuş bir çocuğun ağlamasına
Ağlamam kuş kanadının çıkardığı sese
Dokunuşum fırtınanın savrulmasına benzer
Bana bakacaksan
Bunları bil de bak

Bana gel
Beni sev
Bana bak
Demiyorum sana
Ama çekip gideceksen eğer
Temmuz ayında git