27 Mayıs 2014 Salı

Canlı Yayında "Boş kafalı" "Konuşma" diye Hakaret Edince Türkçe Kurtuldu mu?












Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Türkiye’de ilk en genç profesör unvanına sahipmiş. 

Kuramsal kimyacıymış, moleküler biyologmuş. 

Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniveristesi Berkeley’de kuramsal kimya doktorasını yapmış. 

Japonya’dan ödül almış,

1975 yılında çıkarılan özel kanunla Türkiye Cumhuriyeti profesörlüğü verilmiş.

Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti özel elçisi olarak gönderilmiş.

Vs. vs. vs.

Bir sürü ünvan ünvan ünvan.

Bu kişi ve karısı geçen günlerde Hulki Cevizoğlunun Ulusal Kanal da yeni başladığı İkna Odası programına katıldı.

Program daha yeni başlamıştı ki, bir konuşma sırasında karısı inovasyon ( Buluş, icat) diye yabancı bir kelime söyledi.

Olanlar oldu, karısına “boş kafalı”, “konuşma” gibi son derece kaba üstelik ses tonu bir çocuğu bile azarlanmayacak şekilde bağırarak programı bırakıp gitti.

Neymiş efendim konuşurken yabancı kelime kullananlara çok gıcık oluyormuş. Türkçe ye çok önem veriyormuş, karısı nasıl olurda konuşurken yabancı bir kelime kullanırmış. 

Elbette kendi dilimizde ki, kelimelere sahip çıkmamız gerekiyor. Doksanlı yıllardan sonra sanki yeni bir dilmiş gibi yeni bir Türkçe türedi. Ama bizim cümle kurduğumuz kelimelerin yarısından çoğu ya Farsça, ya Arapça ya da batı dilinden gelen kelimeler, onları atmaya kalkarsak çok kısır bir kelime haznesi ile konuşmak zorunda kalırız ki,  o zaman da kimse anlamaz bizi.

En basitinden televizyon veya otobüs Türkçe bir kelime mi? Konuşurken televizyona “resimli kutu”. Otobüse de “oturgaçlı götürgeç” mi diyor bu profesörümüz.   

Masa (Rumca)
Televizyon (Fransız)
Otobüs (Fransız)
Pantolon (Fransız)
Fanila (İtalyanca)
Ceket (Fransız)
Kravat (Fransız)
Saat (Arapça)
Çorap (Farsça)
Telefon (Fransız)

Bunları o kadar çok uzatırız ki, vay be biz aslında yabancı bir dil ile konuşuyormuşuz da haberimiz yokmuş deriz. Ayrıca Türk Dil Kurumu öyle şeyler icat ediyor ki öz Türkçe anlamlar bulacağım diye resmen kullandığımız dili katlediyor. 

Örnek mi ;

amblem - belirtke
anchorman - ana haber sun.
aspiratör - emmeç
banliyö - yörekent
bypass - köprüleme
billboard - duyurumluk
çip - yonga
dart - oklama
duayen - aksakal
ekspres - özel ulak
eküri - ahırdaş
gurme - tatbilir
kapora - güvenmelik
klip - görümsetme
light - yeğni
lot - tutam
metroseksüel - bakımlı erkek
migren - yarım baş ağrısı
navigasyon - yolbul
ordövr - yemekaltı
panik - ürkü
prime time - altın saatler
raket - vuraç
reenkarnasyon - ruh göçü
self-servis - seçal
sürpriz - şaşırtı
terör - yıldırı
tirbuşon - burgu
tribün - sekilik
türbülans - burgaç
ultrason - yansılanım
voleybol - uçan top
zapping – geçgeç

hadi şimdi bir cümle kuralım,

Dün akşam bir görümsetme izledim çok güzeldi.

Anladınız değil mi?

Bunların hepsi bir yana bir televizyon kanalında canlı yayında yukarıda saydığımız ünvan üstüne ünvan alan bu kişin bir yabancı kelime yüzünden karısına karşı ortaya koymuş olduğu tavır asla hoş görülecek bir durum değil. Ama nedense hiçbir yerde haber değeri bile olmadı bu davranış. 

Televizyonun canlı yayınında karısına “konuşma”, “boş kafalı” diyen profesör ünvanlı bir kişi evin dört duvar arasına girdiğinde acaba nasıl bir eylem içine giriyor. Benim aklıma işkence bile geliyor.

Kadın hakları diye en ufak şeyde bağıran kurum ve kişilerden de nedense bir ÇIT sesi bile gelmedi.

Bana çok ilginç geldi, size de gelmedi mi? Hangi dalda ne uzmanlığı ve profesör ünvanı olursa olsun bana böyle kişiler lazım değil. Hakaret eden birisini bilinçli bir insan ne kadar doğru söylerse söylesin düşüncelerini önemsemez. Karısına böyle davranan karşısına kendi gibi düşünmeyen biri geldiğinde ne yapar düşünmek bile istemiyorum.

Türkçe konuşmak gerekiyor, bunun bilincinde olup yeni yetişen çocuklara da Türkçe öğretmek görev olmalı. Özellikle de kullandığımız kelimeleri anlamsızlaştırarak vurgulamak son derece yanlış. Bunu yapanları uyarmalı ve eleştirmeli. Karşımızda ki kim olursa olsun  hakaret etmeden.








17 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir Sendika Göremedim Sanki









İddialar

İddialar

İddialar

Neler yok ki aralarında, 

Kaçak çalışan işçiler,

Çalışmak istemeyen bir işçinin dövülerek öldürülmesi, tazminat vermemek için işçinin hastanede öldü diye rapor tutulması,

Yevmiye ile çalışma sistemi,

Her gün kamyonlarla madenin önüne gelen çalışmak isteyen 
işçilerin arasından karpuz seçer gibi işçi seçmek,

Zorla seçim mitinglerine götürmek,

Bilmem şu partiye oy vermezseniz işten atarız demek,

On beş on altı yaşında çocukların çalıştırılması,

Onlarca hatta yüzlerce Suriye’li çalıştırılıyormuş,

Önceki vardiya dışarıya çıkmadan bir sonra ki vardiyanın içeriye girmesi,

Daha neler neler tek tek not tutulmadığı için tüm iddiaları akılda tutmak da çok zor.

Sayılan ve sayılamayan iddiaların üzerine hala sayıları net belli olmayan resmi açıklamaya göre 302 kişinin ölümü üzerine çevrenizde değişen bir şey var mı? Yok. Bir iki ilde yapılan cılız gösteri ve bir iki sivil toplum kuruluşunun yapmış olduğu açıklamalardan başka hiçbir şey yok. 

Yaşanan katliam bir kaza sonucu bile olsa kazanın bile sorumlusu olur. Sonuçta da kaza da bir ihmalin ve alınmayan tedbirsizliğin sonucu meydana gelir. Yoksa kaza oldu elden ne gelir gibi saçma bir teori olmaz. 

Benim asıl dikkatimi çeken şey bu işyerinin örgütlüğü olduğu sendika nerede. Maden-İş diye bir iki kanalda açıklama yapan sendika başkanlarını gördüm. Sanırım şube başkanı veya o işyerinin temsilci başkanları idi, ağızlarında bir şeyler geveleyip durdular ne dediler bir şey anlamadım. Bir daha da görünmediler zaten.

Bunca iddialar bu katliamla birlikte ortaya çıkmadı. Yıllardan beri süregelen sorunlardır bunlar. Sendika ne işe yarar? Sadece işçiden aidat toplayıp keyif çatma gibi bir görevi yoktur sanırım. Sadece toplu sözleşme zamanı geldiğinde işverenle masaya oturup şu kadar zam isterim den öte çok daha başka görevleri de vardır.

Şimdi hemen biz çok kere rapor hazırladık, ama kimseye duyuramadık gibi absürd savunmalar yapılır. 

Bu iddiaların her biri tek tek iş bırakma ve greve gitme sebebleridir. Eeee böyle bir şey yapılmış mı? Yapılsa en azından kamuoyunda duyardık. 

Sendika temsilcileri ve sendika başkanlarının işçilerden hiçbir ayrıcalıkları olmadığı halde maden işçinin bir aylık maaşı en fazla bin beş yüz lira iken acaba o sendika başkanlarının ne kadardır bileniniz var mı? Sendikacılık yapmış birisinin yalancısıyım en az on beş bin lira dedi. Oysa sendika başkanının maaşı en fazla en yüksek işçi maaşına bedeldir. Yani bir fabrikada veya madende en yüksek işçi maaşı neyse sendika başkanı da ancak o kadar alır. O Konferedasyon başkanlarının maaşlarını hiç tahmin bile edemiyorum.

İşçi temsilcileri ve sendika başkanları işçi avukatlarıdır bir nevi. İşçiler kendi aralarından işverene karşı kendilerini temsil etmek için yine kendileri gibi işçileri seçerler. Ama nedense bizim ülkemizde tıpkı milletvekilleri nasıl seçildikten sonra halka yabancılaşıp halk düşmanı oluyorsa, sendika başkanları da seçildikten sonra işçiye yabancılaşıp işçi düşmanı oluveriyorlar. 

Asla temsilcisi olduğu fabrikaya veya madene uğramıyorlar. Yolunu dahi bilmediğin bir işyerinin sorunlarını nasıl savunacaksın. Fabrikada veya madende çalışan işçiler çocuğuna kışın nasıl bot alacağını düşünürken, sendika başkanı çocuğunu acaba hangi koleje göndersem diye düşünüyor. 

Sendikaların plazaları olmaz,

Sendikaların ultra lüks büroları olmaz,

Sendikaların milyonlarca tutarı olan taşınmaz mülkleri olmaz,

Sendikaların başkanları da olmaz.

O yüzden Soma’da ki katliamdan beri bir tane aklı başında bir sendika başkanı görmedik. Çıkıp da işçinin, memurun, köylünün anlayabileceği bir şekilde neler oldu ve neler oluyor anlatamadı. Hep mırın kırın şöyle oldu da böyle oldu. Peki onlar olurken SEN NERELERDEYDİN BE ADAM.

Sendikaların o fabrika da veya maden de bizzat çalışan işyeri temsilcileri olur. Sendikaların işçiden yirmi kat fazla maaş alan başkanları olursa onlara İŞÇİ AĞASI denir. İşçi ağaları da işçiden yana değil işverenden taraf olur.  

Burada bütün görev işçilere düşüyor silkinip sırtınızdaki kamburları atacaksınız. Kendi temsilciliğinizi kendiniz yapacaksınız. Temsilcinizi bir plazanın bilmem kaçıncı katında çocuğunun yurt dışında ki göndereceği okulun broşürünü karıştırırken değil, yanınızda kazma sallarken göreceksiniz. 

Bunu başaramadığınız zaman onlar SAĞ  siz de ÖLÜ olursunuz.

11 Mayıs 2014 Pazar

Haydi Rastgele














İtalya’nın başkenti Roma’da bir kilise şeytan çıkarma kursları vermeye başlamış.

Başta öğretmenler, doktorlar ve avukatlar olmak üzere yüzlerce kişi de başvurup kurs almaya başlamışlar.

Gazete de haberi okuyunca önce bir film senaryosu sandım, ama değildi. Üstelik bu kursu alabilmek için 250 euro da üste veriyorlardı.

Bu kurs hristiyanların yaşadığı tüm dünya memleketlerine yayılır ve önü alınamaz bir durum haline gelir. Çünkü bu iş tutar, sonuçta işin içinde din ve para var. 

Nasıl olsa bir kişinin içinden çıkan şeytan, boş duracak hali yok ya başka birinin içine giriyordur. Bu işin kursunu alan kişilerde bu kursu boşuna almıyordur. Şeytanı çıkarmak için bir emek veriyor ve bu emeğin karşılığını da alacaktır.

Yani kilise ve kursiyerler bu işten karlı çıkacak anlaşılan. Bu işten karlı çıkacak olan sadece onlar değil, içine şeytan kaçan kişiler de mutlu olacak. Şeytandan kurtulmuş olacaklar. 

Kiliseler ve kursiyerler için yeni iş alanları açılacak anlaşılan. Kiliseler resmi bir kurum olmasa da aldıkları ücretin bir kaydını tutup, aldıkları ücretin faturasını da vereceklerdir. Fatura vereceklerine göre vergi de vereceklerdir. Bakın devletinde karı oldu.

Hiç değilse olay resmileşir, biz de ki gibi cin çıkarıyorum diyen üfürücükler türemez. Diplomalı ehiller yetiştirilir. Bu işin üniversitesi bile açılır demedi demeyin.

İlizyonistler şapkadan tavşan çıkara çıkara bu işin üniversitelerde kürsüleri açıldı.